Kafamda deli sorular

Buralar hep benim.

Permalink

olmuyor

feyyazyigit:

“Birşeyin parçası olmak için çok uğraşıp, hiçbişeycilerin parçası olarak bütünü oluşturmak. Siz yarım değilsiniz. Sizi buna kim inandırdı. Kendinize zaten sahipsiniz. Çok aradığınız için bulamıyorsunuz. Olmuyor. Hiçbirşey yapmayan haliniz o kadar faydalı ki.” adlı şiir kasetim hiç satmıyor.

Permalink

Gurursuzluğa Övgü

Yine nasıl sinirlendim belli değil? Çünkü nasıl sinirlendiğin çok da kolay belirlenemiyor. Hayır, diyorsan ben ölçüyorum, kapa çeneni. Konumuz bu değil.

Canım merhaba.

Aşktan, aşka dair ıvır zıvırdan bir türlü kurtulamıyorum. An geliyor ya Allah Osmanlı çocuğuyuz elhamdülillah, yakala mayki ran forıst peşinde koşuyorum. Yakalayamadımsa sakin bir ağaç altı, red kit tipi kuru ot-dudak kenarı , şapkam öne hafif eğik, gölgede uzanıyorum. Bu kez o kenardan dürtüyor. Ya bi siktir git desem ve gitse yine olmuyor, çünkü her yerde aşk var mutlaka birininki rahatımı bozuyor.

Sonuç olarak;

 hala esas laf sokacağım kısma gelmedik.

Bahsedeceğim şey aşk acısı, aşkın kaç kişiyle yaşandığı, duyguların senden, senin bireyselliğinden ayrılıdığı o noktanın nerede başladığı. Ya da sadece biri ve belki hiç biri. Göreceğiz.

Önce biraz kırgınlıktan konuşacağım ama direkt, dolandırmadan.

Aşk bitiyor mu? Bitmiyor da bir şeye dönüşüyor mu? Bilmiyorum. Aslında çok da merak etmiyorum. Ama artık orada olmadığını anladığımız anda, kendi aşkımız veya birinin bize verdiği kendi aşkı, insanlığımıza dair diğer duygularımız daha çok yer kaplıyor ortamda.

-Duygular sıvı olmasa gerek, gaz mıdır acaba?-

*Duygu soyuttur canım diyen sen de bas git şu an.

Bence asıl insanlık sınavı –bak abartılı anlatım kullanıyorum sakıncası yok umarım- burada başlıyor. Bir zamanlar var olan ve yok olduğunda sana, seni yokmuş gibi hissettiren şeyi inkâr etmenin doğruluğunda başlıyor. Yüzleşme ve ardından başa çıkabilme biçiminde. Tabii ki dağıtmadan ve pek tabii ki kendini toparlanın da ayarını kaçırmadan.

Sonra gurur.

Gurur ne şaşalı kelime, gerçi benim için pek değil. Çok yüksek sesli olmasa da insanı yoran, anlaması zor müzikler çalan, mor ışıklandırılmış dolmuşun kokusu gibi kafamda; burnumun direğini titretirken başımı ağrıtıyor. Ve yazıda buradan itibaren ne yapıyorum sevgili okur biliyor musun? Gurursuzluğa methiyeler düzüyorum.

Elbette üzüldüğüm yerde karşımdakini üzmeden, huzursuz etmeden var olmamı sağlayan bir mekanizmam; içsel huzursuzluğumu saran gerçek ya da farazi sarhoşluğumun sabahı uyandığımda, dün gece pişmanlığımı olabildiğince azaltmamı sağlayan bir ‘şey’ olmalı. Ama bu buz gibi sert, buz gibi soğuk, buz gibi renksiz, yer yer keskin, tatsız tuzsuz… olamaz. Olmamalı. Zaten buz bile geri eridiğinde adam gibi su olamaz. Sen ardında ne bekliyorsun?

 Bir zamanlar seni mutlu eden, muhtemelen dışarıdan gelen şeyin yokluğu, senden çıkma senin canını yakan bir şeyle doldurulamaz.

Hem sonra gurur nasıl bu kadar büyük olsun ki? İnsandan çıkan, insanlıktan büyük olamaz.

-Yazar sigara içse burada kesinlikle bir sigara yakardı-

Ve tekrar, son ki üç dört.

Açık açık yazamam biliyorum. Zaten içimden gelenleri olay örgüsüyle ifadeyi de pek sevmiyorum. Olgusaldan gidince yol biraz uzuyor ama kızmazsan taksimetreyi kapatacağım. Konuşmak istiyor canım, olmaz mı? Hem sadece beş te-le versen yeter.

Bazı insanlar var, ben değil bir arkadaşım doktor bey,  bir insanı sevmeyi gerçekten sevebiliyor. Sonra o arkadaşım, sizin o dürüp götünüze soktuğunuzdan olsa gerek neye benzediğini pek de bilmediğiniz doğrularınız arasında, doğru bir şekilde, insana düşeni düz hesap/ küsuratsız yapıyor-sevdiği gibi seviyor. Ve diğer şeyler. Yaşıyor.

Yani nerede karıştı tüm kavramlar bilmiyorum ama bir yerde bazı insanlar, bu karışıklıktan korunmuş, o hem fikir olunmuş pek meşhur “yalandancılık”ın aksine hissettiğini-hissettiği gibi yaşıyor.

Sonra birisine o kıçına kaçan doğruları o kadar batıyor olmalı ki; dur diyor, yapma.  Bir sürü nedenler, bir sürü olmazlar ve olamazlar.

 Ve sinirleniyorum…

Birkaç kişi üzülüyor sonra, ben dur üzülme orada, bak gidelim, seni başa götüreyim, oraya insanlığa, insanlığımıza demek istiyorum. Yapamıyorum.

Ve daha çok sinirleniyorum..

Sizin o mor dolmuş kokularınızı içime/ize çekmeden gitmek mümkün olsa ah keşke belki ama işte aranızdan ayrılamıyorum…  

Sinirleniyorum/çaresiz kalıyorum.

Herkesin kolunda bir Karamürsel sepeti, bir ışıldaklı kapı altından geçiliyor. Her şey törensel. Sanki güzel bir müzik var

 /yokluklu boşlukta neyden yarattıysanız artık/

Kimse alıcı değil ama herkes dükkanın önünü kapatıyor.

Ve ben ne olgusal gittim ne olaysal…Bazı yerler o kadar yabancı ki, sonunda bana hep karşının taksisi olmak kalıyor.

Permalink

o üç noktaları nereye sokayım inan bilmiyorum

Bir aşkın bitişine tanık olursanız gözünüz korkabilir. Ve olurda bir gün tüm korkularınızın üstüne gidip bir aşka dokunma cesareti bulursanız, size ait olacak bir aşka.. Sonra şans bu ya, şans hep o dur ya,tek dokunuşta bir yıkım bulursanız titreyen parmak ucunuzda… O  zaman ne kovalamaya ne de kaçınmaya inancınız olur. Hayat büyük patlama ile başladı ama parmak uçlarında küçük küçük yok oldu.

Çok mu dramatik? Olmasa daha iyi tabii.

Permalink

Biraz başım ağrıyor

Bana yaptığın şeyin ardından kaç gün geçti bilmiyorum, umurumda da değil. Çünkü dün ne kadar üzülüyorsam bugün de o kadar üzülüyorum. Bu durumda günler hiçbir şeyi değişmiyor.  

Ayrıca anlamıyorum neyi anlamadın? Ya da oldu ki doğru anladın neyi oturtamadın da bana sağlam bir tane oturtun?

- böyle tam karın boşluğuma-

Yok olmayacak ben sana anlatıyım.

Nasıldı biliyor musun?

Sanki olmuş da bir şekilde Fenerbahçe- Galatasaray derbisi 6 Kasım’a denk gelmiş, hem de Şükrü Saraçoğlu’nda olacakmış maç. Çok anlamlı. Sen büyük beklentiler, vay koyucaz yine 6 taneler diye coşmuşsun. Lugano da vay 6 Kasım şerefine ben de varım bu maçta demiş meğersem bir seferlik gelmiş, federasyon da buna izin vermiş. Neyse efendime söyliyim büyük heyecanlar sahaya çıkıyorsun. 90 dk ay atıyordum aman atıcam derken Lugano sakatlanıyor, Alex kırmızı kartla oyun dışı. 90+4’te Galatasaray’dan bir gol geliyor.  Tabi ki dağılıyorsun.  Koca maçta tek bir gol, hatta onu da Sabri atmış. Yetmiyor çıkışta da büyük bir kavga.

Şimdi anladın mı? Anladın. Senin istediğin gibi anlattım. Tıpkı; seni, senin seveceğin şekilde sevdiğim gibi anlattım. Gerçi ne önemi var bence söylemesem de çok güzel anlamıştın.

O yüzden sen bu hikayede Galatasaray’sın ve onun gibi orospu çocuğu kalacaksın.

 

Permalink

ben sevgiden yanayım: Biraz, çok az, azıcık.

hissiyatceperi:

Biraz, çok az, azıcık.

Bir köşede duruyorsun. Birisi gelip sana “biraz daha dur” diyor. Aradan çok az zaman geçince biraz daha durmuş oluyorsun. O geçen çok az zaman zarfında göremediğin birisi duyamayacağın bir şekilde “Sevemeyeceğin insanlarla berabersin” diyor sana. “Hemen acımaya başlama kendine biraz daha dur” diye kendinle konuşuyorsun. Anlayamadığın şey kendine anlatamadığın şeydir diye tekrar konuşuyorsun kendinle. “İkisi aynı şey” olarak yankılanıyor sesin.

Kendine sadece “biraz daha dur” diyemediğin için benim gibi birisine ihtiyacın var.

“Hemen acımaya başlama kendine biraz daha dur” diyen ben değil miydim?” diye soruyorsun bana..

Bu kadar çabuk sinirlenme biraz daha dur.

(Source: feyyazyigit)

Permalink
Permalink 
PARKER: Who taught you how to drive?SOPHIE: Taxi driver in Istanbul.PARKER: I like it.
Permalink
Permalink  :  /
Permalink madeleineishere:

THE TRUTH.
Happy 3 a.m.
Permalink

sen hep yanılgı ve yenilgilerden oluştugun icin yasayabilensin

“… kızma! biliyorum yanlıştı sana gelmem. kalan yanlışlıklar değil midir zaten. karşılaştığımız ilk gün gözlerinde beliren huysuzluğu duyumsamıştım. seni değişmiş görmeyeceğim hiç. Görmek de istemiyorum. Hep aynı o aşk adamı, töre kaçkını delikanlı. birdenbire gecikmiş çöküntüye dayanamayan Byron portresi. Ben çürüdüm senin adına durmadan, bilerek. Ellerime baktın. Çoraktı, çatlaktı. belki tek vurgunluğun gözlerimeydi. onlardı eskitilemeyen. Yıpranmazdılar ben isteseydim bile. Bir süre oyalanma gücünü veren sana. Yakınmıyorum.

yanlışlığın nerede olduğunu tam kestiremeden öleceğim gene de. Kin tutmaya ödün vermez bir ölüm olacak, umutlanma. Bunalımlarını neye dayandırmak istersen iste, açılmazdın, açılmana yardım edemezdim. Tüm cayabildiklerimi ellerine tutuşturmaya kalkışsaydım, nasıl küçülürdüm biliyorum. O bilişi, onurlu alınganlığını yerleştirdiğin yüreğimin suçu ne? Biz bir varoluşun içinde ya da dışındaydık, onu hiçbir payanda ayakta tutamazdı. Susacaksın kuşkum yok, bu suskuyu senden önce salt unutulmuşluğa götürmeyi diliyorum. Kanayan tutkularında neyi parçalasan içinde ben varım, dahası ruhgöçümüne uğrayarak ben olacağım!.. Mutluyum, nasıl isterdim bunu bilmeni. Bildiğini bilmek umudu, artırmıyor mu sanıyorsun acımı. Aynı zamanda şaşkın bir doğa çarpığı. Ne İskender’ ler imgeledim, ne Salvador Daliler sende. Bir gün beni yersiz yücelterek içini rahatlatmaya zaman bırakacağımı da seziyorum. Kocadı yüreğim artık, durmaya gönüllü. Duymayayım da yanıl, kutsa benden sonra beni, bağışladım şimdiden. Masalımızı yazamayacaksın yaşadığıma inandıkça. İşin kötüsü, yok olduğuma da inanamayacaksın! Gene de esirgeyeceğim seni, kesin ardıma bırakacağım, senin dileğin de bu, öylesine hırpalıyorsun çünkü, değmez bulacak, insanlık tragedyası karşısına çıkarılmış clown fantezisi sayacaksın, bize göre dünyamızın çocuk kalmış sevdasını!

Oysa, bir kez ölümlü bakışını durdurabilseydin zamansızlıkta… 

Dur, yokla bedenini, bak ne sıcacık! Hep kıskandın kendini, kendinden canım aptalım benim. Sen hep yanılgı ve yenilgilerden oluştuğun için yaşayabilensin!”

-vüsat o. bener; buzul çağının virüsü.

*


Permalink  :  /
Permalink

bok varmıs

Herkes ayrı yazılır ama her şey aynı kalırmış. Geçmişte, şu ana hapsolmamış,  odaya homojen dağılan parfüm kokusu gibi tüm anlara dağılmış uzak platonik aşklar aslında en kolaymış. İnsanoğlu yüz kere şaşar yüzünde de şaşırırmış. Kimse bilmez develer tellal pireler berber imiş. Klişeden kaçan adamlar saf kızları kandırıp yeni klişeler kurarmış. Pembe panjur üretimi durmuş. Ozon tabakası delinmiş ya samanlıklar falan yanmış. 3 kulhü bir elhamı götürmüş. İstisnasız tüm şarkılara bir anı saklanmış, dünya üzerinde dolaşıp tek tek her insanın canını yakmış. Ne inanç ne inançsızlık insanlığa yaramış. Elmalar aslında gökten değil ağaçtan düşmüş. Başta herkes çok şaşırmış ama diğer her şey gibi sonunda bu da aslında o kadar umursanmamış. Film izlerken yenen mısırların bir kısmı hep dişte kalmış ama sinemada öpüşenlerin çoğu ayrılmış. 10 seni seviyorumun 7si yalanmış, 2si saçma sapan bir aşktan geriye tek kalanmış, 1i de sonradan vazcaymış. 

Permalink  :  /
Permalink

soylemedim

Aslında sana karşı böyle şeyler hissetmeyi hiç beklemiyordum diyemiyorum, sanırım başından beri biliyordum.

-yeni anlıyorum-

O yüzden bana, tanıştığımız gün benden etkilendiğini söylediğinde, sakinleşmem yarım saatten fazla sürmüştü.

-Fark etmiş miydin?-

Nereden başlasam, nasıl toplasam bilemiyorum. Zaten en büyük sıkıntı bu, ben tüm bu adımları karıştırıyorum.

Yine de hisler güzel, hissetmek daha güzel.

-Güzeldi-

Artık düzelmeyeceğini biliyorum. Ne seni, ne de seninle ilgili bir şeyleri düşünmemeliyim. Deniyorum.

Ama elimde değil, her geçen gün seni daha fazla istiyorum.

İşte bu yüzden, ben her gece yatmadan önce seni düşünüyorum.